Gulet'in Tarihçesi

 

GULET ( Şekil 9a ve 9b ) : Bodrum limanında, kıç tarafları yuvarlak olarak dönen teknelerin yani “Kepçe Kıçlı” tabir edilenlerin, buranın yerel halkı tarafından “Gulet” olarak adlandırıldığını duyarsınız. Peki, nedir bu Gulet denilen tekneler? Buralara nasıl gelmişler? Bunlar iddia edildiği gibi acaba ilk defa Bodrum’da mı ortaya çıkmış? Neden bu teknelere Gulet denmiş? İşte bu araştırma yazımda sizlere bu soruların cevabını vermeye çalışacağım.
 
 Gene Bodrum’da Aynakıç teknelere “Ketch” adı yakıştırılmaktadır. Bu çok yanlış bir ifadedir. Unutmamalıdır ki, Bütün dünyada yelken tekneleri, armalarının özellikleri ile sınıflandırılırlar. Guletlerin tek özelliği,  arka direkteki yelkenin ön direktekinden daha büyük olmasıdır. Ketch tipi bir tekne ise guletin tersine, arka direğinde, ön direğine taşıdığı yelkenden daha küçük bir yelkeni vardır. Ama bütün bunlara karşın, artık “Bodrum Guleti” diye adlandırılan bir tekne tipi yaratılmıştır. Bu teknelerin tek özelliği, kıç tarafının yuvarlak olarak dönmesidir. 
1964 yılında, Bodrum’la ilk tanıştığımda, etrafta Gulet’e benzer hiçbir tekne yoktu. O günlerde, kalenin önündeki rıhtımda, direklerine hevenk, hevenk süngerler asılmış Tirhandil’ler, Piyade’ler sıralanırdı. Bunların en kabası olsa olsa ancak 10 metre civarındaydı. Şimdilerde park olarak kullanılan Marinanın yanı başındaki yeşil alana, o günlerin “Eski Tersane”sine, baş taraflarında kuş veya balık figürleri kazınmış küçük süngerci ve balıkçı kayıkları çekilirdi. Bunlardan bazıları tamamen hurda durumdaydı. Çok sonraları, burada Şef teknesi imal edildi. Asıl teknelerin yapıldığı yer, Kalenin arkasındaki, bu günkü “Yetti Gari” barının civarındaki küçük atölyelerdi. Yolun karşısında, şimdilerde “Meyhaneler Sokağı” olarak tanınan dar geçitte ise, tüm mekanik işlerin yapıldığı mütevazı dükkanlar vardı. Her tarafta demirler, zincirler, ırgatlar, motor parçaları yığılı dururdu. Tabii bu tersanelerin içinde en bilineni, Efsanevi “Ziya Usta”nın (Ziya Güvendiren) atölyesi idi. Kendisini her zaman rahmetle ve şükranla andığımız bu büyük usta, Bodrum’a çok şeyler kazandırmıştır. Kendisi normal bir köy marangozu iken, tekne imaline başlamış, otoritesi ve yeteneği ile birçok eser ortaya koymuş, bence en önemlisi de, kendinden sonra bu mesleği ilerleten ustalar yetiştirmiştir.
Ziya Güvendiren’in ustası ise, Güllük’lü “Nağmenin Mehmet” ( Mehmet Uyav) dır. Son derece ilginç bir yaşantısı olan bu usta, tüm Ege, Akdeniz kıyılarımızda ilk defa imal edilen, “EGE GÜLÜ” adlı guleti Güllük’te 1958 yılında yapmıştır. Günümüzün meşhur “Güllüklü Mehmet Ustası” Namı diğer “Fenerci Mehmet” işte bu Nağmenin Mehmedi’nin torunudur.
 
 Ziya Usta işte bu kişinin yanında mesleğe başlamıştır. Bu gün hala Ziya Usta’nın geliştirdiği tekniklerle Bodrum’da tekneler imal edilmektedir. Hiç kimse bunu değiştirmeye cesaret edemez. Yine onun atölyesinde yetişen “Erol Ağan” (Çolak Erol) sadece Bodrum’un en iyi ustalarından biri olmayıp, sırf kendi çabası ile İçmeler Mevkii’ndeki Tersaneler Bölgesi’ni kurmuştur. Bugün, mahdumları, “Mazlum” ve kardeşi “Erdem Ağan” artık gemi mühendisi olarak mesleğe devam etmelerine karşın, hala Erol Ustanın denizlerde gezen tekneleri, ta uzaklardan bile onun imzasını taşıdığını haykırır. “Mustafa” ve “Engin Denizaslanı”, “Küçük Ziya”, Hep bu ekolün ustaları oldular. “Ethem Özyurt”, oğulları “Mehmet” ve “Erol” şimdi de torun “İsmail Özyurt” başarı ile bu geleneği sürdürüyorlar.
 İşte 1965 yılında, Kalenin arkasındaki mütevazı atölyelerde başlayıp, günümüzde bütün dünya denizlerinde boy gösteren Bodrum Gulet’leri, kısa bir zaman diliminde bu hale gelmeyi başardı. Daha önceki yıllarda da tekneler inşa edilmiş, ama bunlar daha çok balıkçılıkta kullanılan “Trata” tabir edilen teknelermiş. Mesela 1946 da “Mustafa” adında bir motor yapılmış. Fakat Mavi Yolculukla başlayan deniz turizmi, artık süngerci tekneleri yerine daha düzgün vasıtalara yöneldiğinden, yelkenli guletler ortaya çıkmaya başladı. İşte benim de, o yıllarda tanıştığım ilk guletler, Ziya ustanın, Akademiden arkadaşım Özcan Onur’a yaptığı 18 metrelik “Heya Mola” ile hemen yanında da Erol Ağan’ın başladığı “Balık” guleti idi. Bu tekne, ilk günkü güzelliği ile hala Ege sularında dolaşmaktadır. Şimdilerde ise, saçtan guletler yapılmaya başlandı. Bu da bana çok dokunuyor.
 
       Peki bu Gulet olgusu Bodrum’a nasıl gelmiş ve neden bu tip teknelere Gulet denmiş? Daha önce de bahsettiğim gibi, Gulet tipi denilen teknelerin Bodrum tezgahlarında ancak 1960’larda imal edilmelerinden çok daha önceleri, Karadeniz sahillerindeki Sürmene’de 1900’lü yıllarda devasa Guletler yapılmakta idi. Bu iş 1960’lara kadar duraksamadan sürdü. Bodrum’da, tekne imalatındaki tek malzeme olan kızılçam ağacı yerine, Karadeniz’deki tekne yapımlarında kestane veya meşe ağacı kullanılıyordu.
200 tonluk bir guletin kaplaması, yaklaşık 6 ile 8 cm. kalınlığında olurdu. Araştırmacı, yazar sayın Osman Kademoğlu’nun, DENİZLERİN GÜZELLERİ adındaki eserinde, tam 16 büyük sayfada, resimleri ile Karadeniz Guletleri’nin tarihçesi anlatılır. Buradaki Sarı Ali’nin öyküsü çok ilginçtir. Burada anlatıldığına göre, Sarı Ali ile arkadaşı Kurut Yusuf, Yemen’de askerlik yaparlarken kaçıp, Yunanistan’a gelmişler, oradaki bir kasabada Gulet yapımını öğrenip, Sürmene’ye döndüklerinde 500 tonluk bir Gulet inşa etmişler.
 Türkiye’nin en büyük Guleti olan, Karadeniz yapımı, 700 tonluk “Çoruh” 1964 yılında, Bodrum’daki eski Karatoprak, şimdiki Turgutreis açıklarında kömür taşırken yanıp batmış, bugün de Ali Hoca burnunun 200 metre açığında, 18 metre dipte yatmaktadır. Kaptan Ersin Süeren, Sibel adındaki kurtarma gemisi ile, ertesi yıl makinesini çıkartıp, Kalenin önüne indirmiş. 2002 yılında beraberken, bu batığa tekrar daldığında, sadece meşe postalarının kumun üzerinde kaldığını söylemişti.
 
 Ord. Prof. Dr. Ata Nutku’nun 1963 yılında, ÇEKTİRME, GULET başlıklı, İTÜ tarafından yayınlanan araştırmasında, “Çetinkaya” guletinin planları ve endazesi verilir. Bu araştırmanın, 18 inci sayfasında, Gulet’ler şöyle tarif edilir. “Gulet: Aslında Akdeniz yapısı olan Gulet, Fransızların “Goulette” ismini verdikleri, Yunan yapımcılarından bize intikal eden “Barco”ların bozulmuş bir kopyasıdır”. Yazının devamında da, bu tip teknelerin nasıl yozlaştığını teknik olarak anlatır. Bu araştırma gösterir ki, Guletler, Çektirme veya Mavnalar gibi Karadeniz kökenli olmayıp, Yunanistan’dan bize gelmedir (Şekil 10). O zaman, ta başından, Fransızca’dan araştırmaya başlarsak, Ata Nutku’nun, kelimeyi yazdığı gibi değil de, Fransızların kullandığı “Goélette” kelimesi ile karşılaşırız. Bu kelime Fransızca sözlükte, “bir çeşit deniz kırlangıcına verilen ad” olarak geçer. Denizcilik terimleri üzerine bu güne kadar yayınlanmış en doğru eser olduğuna inandığım, 10 ayrı dilde, kullanılan tüm değimlerin karşılıklarını içeren, YACHTSMAN’S TEN LANGUAGE DICTIONARY isimli eserin 222. sayfasında, Fransızca Goélette’in İngilizce’si: Schooner, Almanca’sı ve Hollandaca’sı: Schoner, İspanyolca’sı Goleta, İtalyanca’sı Goletta, Yunanca’sı Skuna, en ilginci ise Türkçe karşılığı ise Uskuna olarak geçiyor.
 
 19. yüzyılda II Mahmut devrinde, yabancı mühendisler ve deniz subayları, Osmanlı Donanmasını yenilemek ve eğitmek için çalışmaya başlarlar. Tabidir ki bu kişiler kendi lisanları ile eğitim veriyorlardı. Osmanlıca’da, Arap harflerini kullanıldığından, yabancı kelimeler duyulduğu gibi harflere dökülüyordu. Bu sürede Amerikalı, İngiliz mühendisler gemi tiplemeleri yaparken, Schooner’i “SKUNER” diye telaffuz ederler.
 
Türkçeleştirilen birçok yabancı kökenli isimlerde olduğu gibi, S ile başlayanların önüne U veya İ harfi getirildiğinden Skuner- Skuna, o da sonuçta Uskuna olarak dilimize geçer. Yani, nasıl Skutari adı dönüp dolaşıp Üsküdar olmuş ise, Schooner, Skuna, bizde de Uskuna olmuş Gene Osmanlı Donanmasında hizmet veren Fransız mühendisler ise, aynı yelkenlilere Goélette (Okunuşu Gulet) dediklerinden, bize de Gulet olarak gelmiştir.  Maalesef, denizcilik dersleri veren bir çok kuruluşumuz da yıllardır Gulet ve Uskuna’ların ayrı yelkenli gemi tipleri olarak yazılıp, anlatılmıştır. Bu tamamen yanlış bir yorumdur. Şayet, hala şüphesi olan varsa, Fransızca ve İngilizce olarak, Internet’te lütfen Goélette ve Schooner kelimelerini araştırsınlar. 
 
PROBERT ENCYCLOPAEDIA açıklandığına göre, Gulet değimi “Galliot”tan (Hollandalıların kullandıkları, İki direkli ticaret gemileri olarak geçiyor) geliyor, Galliot’un da, “Gally”, daha önceleri de Galleon (Kalyon) dan geldiği anlatılır. Şimdi gelelim işin en ilginç yanına, Sevgili dostum, araştırmacı Ahmet Güleryüz’ün son eseri olan, OSMANLI DONANMASINDA YELKENLİLER’in 63. sayfasında, Gulet ve Uskuna’ların tanımlarını yapıyor. Aynen aktarıyorum. “Gulet: Guletler daha çok pruva direğinde kabasorta donanım bulunan Uskuna’ları (Top sail schooner) veya yarı Brikleri (Brigantine) andırırlardı. Uskuna: İki direkli, randa yelkenli küçük savaş gemisidir. 20-26 m. Uzunluğundadır. Bazı Guletlerde olduğu gibi, pruva direğinde kabasorta, diğerinde sübye (randa) yelkenleri vardır. Donanmalarda kullanılan Uskuna’ların, gerek tekne, gerek arma donanım olarak çok kullanılan tüccar Uskuna’larından hiçbir farkı bulunmamaktaydı”. Bu açıklamadan anlaşılacağı üzere, Uskuna’larla, Guletler aslında aynı tip yelkenlilerdir. O zaman biz Uskuna’ları, yani Schoonerleri araştırmaya başlayalım. Bu kelimenin Hollanda kökenli olduğunu görüyoruz. İngilizler, Almanlar, İspanyollar sonunda da Amerikalılar bu kelimeyi kullanmışlar. Yine Ord. Prof. Dr. Ata Nutku’nun araştırmasının 5. sayfasının altındaki açıklamada İngilizce’de Schooner olarak geçen kelimenin, Türkçe karşılığının Uskuna olarak kullanıldığı görülmektedir.
 
G. Fouille‘nin resimli eseri L’HISTOIRE DES BATEAUX adlı kitabının iki yerinde, 1900’lü yıllardaki bir Amerikan balıkçı uskunasının resmini, “Goélette de péche Americaine” ve 1851 yılındaki meşhur America yatının resmini de “Goélet America” olarak gösterir ve anlatır. Bu eserin İngilizcesi olan THE STORY OF SHIPS aynı resimler, “American Fishing Schooner” ve “The Schooner America” olarak tanıtılır. Bu bilgiler kesin olarak bize, gulet kelimesinin İngilizce karşılığının schooner olduğunu gösterir.
Bütün dünya yatçılarının tanıdığı, Carlo Sciarrelli’nin eseri, LO YACHT ın 75. sayfasında, Goletta değiminin İngilizce karşılığının Schooner olduğunu yazar ve bu tip tekneleri tanıtır.
 
  O zaman biz de, Schooner diye adlandırılan bu teknelerin Amerika’da nasıl geliştiğini araştırmak istersek önümüze, Hovard I. Chapelle’in olağan üstü eseri THE AMERİCAN FISHING SCHOONER çıkar. Bu eserinde Chapelle, 1825 ile 1935 yılları arasında inşa edilmiş tüm Shooner’leri incelemiş, onların planlarını ve her türlü detayını resmetmiştir. İşin en ilginç yanı ise, kitabın başlarında, bu tip teknelerin tarihi gelişmeleri anlatılırken, 1700 ile 1800’ler arasında inşa edilen, “Chebacco Boats”diye anılan (Şekil 11), Schooner’lerin atası olan bir tekne tipinden bahseder ve altı sayfa boyunca bu tekneleri anlatıp, üç sayfada da detaylı planlarını verir. Gemicilik tarihinin en büyük araştırmacılarından biri olan Björn Landström’ün eseri THE SHİP te, Chebeck (şebek) adı verilen teknelerin, 1600 ile 1700 yılları arasında Cezayir korsanları tarafından kullanıldığını anlatır ve resimlerini verir (Şekil 12). Bu tarihlerde Osmanlı idaresi altındaki Cezayir’de korsan diye adlandırılan kişilerin aslında Barbaros Hayrettin ve onun tayfası olduğu bilinmektedir. Birçok yabancı kaynakta, Barbaros’un, bir Cezayir korsanı olduğu, yaşı kemale erince de, Osmanlı tarafına geçtiği anlatılır. Bu teknelerin görüntüleri, Osmanlı Donanması’nda da kullanılan Kuzey Afrika kökenli Şebek’lerden başka bir şey değildir. Landström’ün eserinde, Şebek tipi teknelerin, Galair (Kadırgalar) dan geliştirildiği, Venedik’lilerin Galeotta’larını andırdığını anlatır. Yalnızca Atlantik’in karşı sahilinde kullanılan bu teknelerin armalarında Latin yelken yerine Randa yelkenler bulunuyordu. Bunlar da, aynen Akdeniz’deki Şebekler gibi iki direkli, arka yelkenleri daha büyük ve floksuz teknelerdir. Anlatıldığına göre bu tip yelkenliler, ilerdeki yıllarda gelişip, Schooner diye adlandırıldılar.
 
 Gemi dizaynına bir çok yenilikler getiren, zamanının en büyük gemi mühendisi, İsveç’li Fredrik Henrik af Chapman’ın 1768’de hazırladığı muhteşem eseri ARCHITECTURA NAVALIS MERCATORIA‘da 6 adet schooner planı yer almaktadır. Bu eserin Almanca baskısında, bir de Cezair Şebeğinin ( Algeriche Schebecke ) planı bulunmaktadır.

       YACHT DIGEST dergisinin 80. ve 81. sayılarının İtalyanca versiyonlarında, “L’arrivo Della Goletta In Acque Italiane” başlığı altında, Gulet tipi teknelerin İtalyan sularına nasıl geldikleri anlatılmaktadır. Bu yazıların birçok yerinde Guletin İngilizce karşılığının Schooner olduğu belirtilmiştir.
 
 İtalyanca Yat DergisiNAUTICA’da yayınlanan “Tekneler Tarihi” adlı yazı dizisinde, La Goletta başlığı ile 6 sayfada resimli olarak guletleri tanıtır. Bu yazıda da Schooner’in İtalyanca’sının Goletta olduğu vurgulanmaktadır. Gene bu yazıda, tarihteki en tanınmış Guletin, 1851 yılında, İngiltere’de yapılan yarışı kazanıp, ödül olarak konulan kupayı Atlantik’in karşı tarafına götüren America (Schooner Yacht America) olduğu anlatılır.
 
 Biz tekrardan başa dönersek, Amerikan iç savaşı zamanında, sahillerde şebek tipinde küçük yelkenliler görünmektedir. Buna karşın İngilizlerin,  Brig (Şekil 13) ve Brigantin’ leri (Şekil 14) kıtalar arasında sefer yapmaktaydılar. Savaş bittikten sonra, açık denizlere çıkmak isteyen denizciler artık daha büyük gemilerin peşindeydi. Hele 1830’larda Grönland’ın güneyindeki New Founlands Bankların keşfedilmesi ile, müthiş bir balık ticareti başladı. İşte daha evvel tanıdıkları Brigantin’lerle, Şebek karışımı bir tekne ortaya çıktı ve buna “Schooner” (Şekil 15) adını verdiler. Bu tip teknelerin özellikleri, Brigantin’lerin pruva direklerinde taşıdıkları, kullanılması zor ve sadece pupa seyrinde açılabilen Gabya yelkenlerinin kaldırılması, aynı iki direkli Şebek’lerde olduğu gibi Grandi direğinin aynı zamanda Mizena olarak kullanılması yani, Guletlerin tipik özelliği olan, arka direğin ön direkten daha uzun olmasıdır. Atlantik sahillerinde, önceleri New England, daha sonraları Nova Scotia, Boston, Gloucester, Massachusett’te yüzlerce schooner yapıldı. Önceleri burunları küt olan bu tekneler, daha sonraki yıllarda kemane başlı olarak imal edildiler. 1901 yılında ilk burnu uzun “Knockabouts” tekne olan, 32 m. boyundaki “Helen B. Thomas” suya indi. Baştaki cıvadra kaldırıldı ve ilk defa bu teknede, salmanın altına yerleştirilen dış balast kullanıldı. Bu tekneler artık tam bir yarış teknesi olarak imal ediliyorlardı. Zira, Morina’ları kim daha çabuk limana ulaştırabilirse, o tekne çok büyük prim yapıyordu. 1908’de imal edilen “Oriole”’nin 16 mil sürate eriştiği belirtiliyor.
 
 Yıllar önce defalarca seyrettiğim, artık bir sinema klasiği olan, CAPITAIN COURAGEOUS’de şımarık, zengin bir çocuğun, seyir halindeki bir gemiden denize düştükten sonra, banklarda sandalı ile balık avlayan, Spencer Trecy’in gençliğinde canlandırdığı Miguel adındaki bir balıkçı tarafından kurtarılıp, ana gemisi bir Schooner olan teknede yaşamaya mecbur kalmasının öyküsü canlandırılır. Oradaki zor yaşam koşulları, sonradan da balık avı bitince, dönüş yolunda teknelerin o azgın Atlantik sularında, nasıl birbirleri ile kıyasıya yarıştıkları çok güzel anlatılıyordu bu filmde.
 
Bugün, bir zamanlar limanında yüzlerce Schooner balıkçı teknesi barındıran Gloucester kasabasının meydanında, muşamba giymiş, dümen tutan bir denizci heykelinin bulunduğu kayada, denizlerde kaybolmuş yüzlerce denizcinin adları kazınmıştır. Buradaki teknelerin en meşhurlarından bir tanesi, 40 m. boyundaki efsanevi “Bluenose”’dur. Şimdilerde denizlerde boy gösteren bu tekne orijinalinin tam bir kopyasıdır. NAUTICA’da, bu tekne Gulet olarak tanımlanır.
 
      Bu hızlı tekneler sadece balıkçılıkta değil, kaçakçılıkta ve ticarette de kullanılmışlardı. New York limanında kullanılan “Pilot” yani kllavuz tekneleri de bu tip yelkenlilerdi. New York Yacht Club tarafından inşa ettirilip, 1851 yılında, Atlantik’in karşı tarafındaki İngiltere’ye yarışa gönderilen “America” işte bu, Pilot Schooner’ler örnek alınarak yapılmıştı. Sonuç olarak, 17 adet İngiliz yatını geçip, meşhur kupayı, bir daha gelmemek üzere ülkesine götürmeyi başardı. Bu yarışta benim için en ilginç olay, o günlerdeki, “Üzerinde Güneş Batmayan İngiliz İmparatorluğu”nun tek hakimi olan Kraliçe Victoria’nın, hantal haline rağmen bizzat, America yatına kadar gidip, kaptanı tebrik etmesidir. Tüm iddialı  İngiliz yatlarını geçen America’nın finişinden sonra Victoria, yanında bulunan zevata, yarışın ikincisinin kim olduğunu sorduğunda, aldığı cevap yatçılık tarihinin en unutulmaz cümlesidir: “Bu yarışın ikincisi yok efendimi”.

 
Yukarıda da belirttiğim gibi, Gulet’lerin Akdeniz sularında gözükmesi daha sonraki yıllara rastlar. Trieste arşivlerinde, 1788’de bir Gulet kaydına rastlanmakla beraber Guletlerin ortaya çıkması 1820’leri bulur (Şekil 10). Bu yelkenliler, Amerika’daki öncülerden daha toplu, yüksek, yük taşımaya daha elverişli tekneler olup arkadaki Mizena direği aynı zamanda Grandi’dir. Yani arka yelken, öndekinden daha büyüktür. Bazılarında hala pruva direklerinde gabya yelkenler taşımaktadır. Bu tip tekneleri Björn Landström, “Hermafroditbrigg” diye tanımlar.
1800’lerin sonlarına doğru, yapımcı Thomas F. Mc. Manus ilk kepçe kıçlı Gulet olan “Elise”’yi 1910’da denize indirdi. Artık bu teknelerin arka formları gittikçe Clipper’lerin kepçe şeklindeki kıçına benzemeye başladı. Bunun en belirgin örneği, bugün Londra’da Greenwich’teki kuru havuzunda duran, 1869 yapımı, “Cutty Sark”’ın kıç tarafının şeklidir. Bu form daha sonra inşa edilen, Avustralya ve Avrupa limanları arasında seferler yapan büyük, kabasorta armalı, yelkenli, saç teknelerde de aynen kullanılmıştır. Buhar devri başlayınca da, direklerin yerlerini, bacaların almasına rağmen bu şekil bozulmamış, kocaman transatlantik gemilerinde dahi yıllarca kepçe kıç şekli kullanılmıştır.
Buna en güzel örnek ise herkesin tanıdığı “Titanic” gemisinin kıç tarafıdır. Belki hatırlayan vardır, Deniz Yolları’nın, 1950’lere kadar kullandığı “Cumhuriyet vapuru”, Kemane başlı, cıvadralı ve kepçe kıçlı idi. Biz şimdi bu vapura kalkıp Gulet mi diyeceğiz?
 
 Yukarıda belirttiğim, Gulet tipli yelkenlilerin 1840’lı yıllarda Akdeniz’de çoğalması ile, O günlerde bu sularda egemen olan İtalya’nın ticareti çok gelişti. Herkesin bildiği gibi, Yunanistan’ın 12 adası, İtalyanların idaresi altındaydı. Bu gün hala, bu adaları ziyaret ettiğinizde, resmi dairelerin barındığı binaların görkemli İtalyan mimarisi tarzında inşa edildiğini görürsünüz. Eski halk mutlaka İtalyanca konuşurdu. Sonuç olarak, bir çok değim gibi “Gulet” kelimesi de İtalyanca’dan, Rumca’ya geçmiş oldu. Sayın Ahmet Güleryüz’ ün eseri olan OSMANLI DONANMASI adlı kitabının 16. sayfasında, Beyrut limanında, İtalyan’ların saldırısı sırasında, 24 Ocak 1912 yılında kendini batıran, “Ankara” torpil botunun fotoğrafı yer almaktadır. İlginç tarafı ise, bu resimde batık geminin arkasında, 20 kadar guletin gözükmesidir. O yıllarda, Beyrut’ta çok sayıda Gulet inşa edilirmiş. Bunun başlıca nedeni de, gemi yapımında kullanılan en iyi malzemelerden biri olan Sedir Ağacı’nın, Lübnan’da bolca bulunması idi. Ne acıdır ki, yıllar önce Beyrut’a gittiğimde Cebel’lerdeki Sedir ağaçlarının tükendiğini, kalanlarına ise ancak koruma altındaki milli parklarda rastlandığını öğrendim. Halbuki bizde, Toros Dağları’nın yüksek yerlerinde hala, bu kıymetli ağacın bulunduğu bilinmektedir. İkinci Dünya Savaşı sürerken, Büyükdere önlerinde, Lübnan bayraklı (malum, bayraklarında bile bu ağacın sembolü yer almaktadır) devasa Gulet’lerin, Karadeniz’e çıkabilmek için, havanın kalmasını beklediklerini hatırlarım. Bizim Çektirmeler, Mavnalar bunların yanında, küçücük kalırlardı.
 
Böylelikle Akdeniz’de, Ege’de boy göstermeye başlayan guletlerin, o zamanlar tekne yapımcılığının oldukça ileride olduğu Yunanistan’da da imal edilmesine başlandı. Müzelerinde gördüğümüz kadarı ile o yıllarda Yunan tersanelerinde ciddi olarak Brig’ler (Şekil 13), Brigantin ’ler (Şekil 14), Uskuna’lar da yapılıyormuş. Böylelikle yavaş yavaş Yunan Guletleri ile tanışan Bodrum’da da 1960’lı yıllarda bu teknelerin imaline başlandı. Fakat, bu gün artık Yunanistan’da tek bir ahşap kayık imal eden atölye kalmadı. Yunanlılar, artık tüm tekne siparişlerini ancak Bodrum’a veriyorlar.
 

 
 1946 yıllında İstanbul’da iki adet Gulet vardı. Bunlardan birincisi, Moda Deniz Kulübü’ne İpar ailesi tarafından verilen, “İpar Kotrası” diye tanınan tekne ki, bu İngiliz yapımı tam bir Schooner’dir. Zamanında, Celal Bayar’ın bu tekne ile Pire limanına kadar yaptığı gezi, büyük ilgi uyandırmış. Yıllarca kulüp tarafından, charter teknesi olarak kullanılan bu güzel yat, satıldıktan sonra yeni sahipleri tarafından, 60’lı yıllarda İstinye’de esaslı bir tamir geçirdiğinde, direklerin yerleri değiştirilip, Ketch haline çevrildi. Baş tarafına, polyesterden abartılı bir kadın heykeli kondu, bordasına da, boydan boya “Canikom” yazıldı. Şimdilerde ne durumdadır bilemiyorum. İkinci gulet ise, Tam bir yük guletinden bozma “Hoko Moko” teknesidir. O’nu ilk defa, 1946 yılında, Fenerbahçe mendireğine kıçtan kara bağlı iken tanıdım. Tabii o günkü konsepte göre bizim için çok kaba bir tekneydi. Hatta ona, kıç tarafındaki ahşap korkuluk yüzünden “Saray Teknesi” adını takmıştık. Yıllar sonra, 1986’da bu gulet’e Bodrum’da rastladım. Birçok değişiklik geçirmesine rağmen forması hala bozulmamıştı.
 
1990 yılında, Bodrum’da muhteşem bir guletle tanıştım . Bu tekne 28 m. boylarında, kaba, yüksek, “Quo Vadis” adında, İngiliz bayraklı, Yunan yapımı, tipik bir Akdeniz Guleti idi. Sahipleri gene İpar ailesi imiş. Hayran olmuştum bu gulete. Bir keresinde de, Bodrum Kupası’na katılmıştı fakat tekneyi bir türlü kullanamadılar, sonunda yarışı terk etmişlerdi. Daha sonraları onu İstinye’de gördüm. Son olarak da 2001 yılında Kuşadası’ndaki Marina da harap, bakımsız bir şekilde rastladım ona. İçim cız etmişti.
 
Sonuç olarak, bütün bu araştırmalar gösteriyor ki, orijinal Gulet bir Bodrum teknesi değildir. Zaman içinde gelişim gösterip Bodrum’a özgü bir tekne tipi yaratılmıştır.

 
Yücel Köyağasıoğlu’nun “Tarih Boyunca Yelkenliler” isimli kitabından alıntılanmıştır.

 
Başvurulan Eserler:
“Çektirme” “Gulet”
Ord. Prof, Ata Nutku
Denizlerin Güzelleri
Osman Kademoğlu
L’Histoire des Bateaux
G. Fouille
The Story Of Ships
G. Fouille
Skeppet (The Ship)
Björn Lansdström
The History Of Ships
Peter Kemp
Architectura Navalis Mercatoria
F.H.af Chapman
Yachtman’s Ten Language Dictionary
Barbara Webb & Michael Manton
The American Fishing Schooners
Havard I. Chapelle
Le Barche della Storia (La Goletta)
Claudio Ressmann
Construction Des Bateaux En Bois
Henri Devrin
Yachting Classique
Magasin
Lo Yacht
Carlo Sciarrelli
P.Robert
Encyclopaediaa
Ahmet Güleryüz
Osmanlı Donanması
Ahmet Güleryüz
Osmanlı Donanmasında Yelkenliler
Yücel Köyağasıoğlu
Tarih Boyunca Yelkenliler

 
HakkımızdaKurumsal Üyelikİletişim
Tüm Hakları Saklıdır. © bozburun.org